1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |18 | 19 | 20

18


SOL BİRLİK

E-POSTA

ANA SAYFA

Şurası açıktır ki soldaki tartışma ve yenilenme süreci geniş bir toplum kesimi tarafından ilgi ile izlenmiştir. Şimdiden çok geniş bir toplum kesimi tarafından benimsenmiş ve sahiplenilmiştir. Doğru bir iş yaptığımıza, bu sürecin genişleyecek devam edeceğine ve mutlaka solu iktidar yapacak bir siyasal yetkinliğe ulaşacağına yürekten inanıyoruz.

07_.jpg

Hükümet, verimli ve karlı kamu kuruluşlarının özelleştirmesini kamu finansmanı için temel bir kaynak olarak görmeye devam etti. Bu çerçevede Ereğli Demir Çelik, Seka, Tüpraş, Telekom gibi temel ulusal stratejik işletmeler özelleştirildi. Hükümet bunlarla da sınırlı kalmayarak 2006 yılında THY, Tekel gibi kuruluşları haraç mezat satmayı ve kamu hizmetlerini özelleştirmeyi de önüne görev olarak koydu.

kap00363seka.jpg

Sosyal güvenlik, asgari ücret, çalışma yasaları gibi güncel gelişmeler karşısında ülke çapında genel bir kampanya örgütlenecektir. Bu kampanya çerçevesinde 11 Şubat 2006 tarihinde Kocaeli nde SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER-SOSYAL ADALET-DEMOKRATİK TÜRKİYE mitingi en yığınsal katılımla gerçekleştirilecektir.

ANA SAYFA

ANA SAYFA

Biz DİSK olarak önümüzdeki yılda da ekonomideki neo-liberal anlayışı ve sosyal devletin tasfiyesini amaçlayan adımları reddederek, daha çok üretmeyi, adaletli paylaşmayı, istihdamı arttırmayı, eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı hedefleyen kalkınmacı ve sosyal adaletçi bir ekonomik model için mücadele etmeye devam edeceğiz.





Düşük kur ve yüksek faiz sarmalına dayanan sıcak para politikasıyla ekonomi finanse edildi, ama bu rekor düzeye ulaşan cari açık, ihracatta tıkanma, sanayi yatırımlarının durması ve buna bağlı olarak da kronikleşen işsizlik ve yoksulluk gibi sorunları beraberinde getirdi.

İşsizlik rakamlarında geçici dalgalanmalar yaşansa da yüzde 10 un üzerinde bir kronik işsizlik sorunuyla karşı karşıya olduğumuz gerçeği hiç değişmedi. Öte yandan nüfusun önemli bir bölümünün yoksulluk sınırının altında yaşadığı gerçeği de değişmedi. Ayrıca ekonominin yarısının kayıt dışında olması, vergi sisteminin tamamen adaletsiz bir hale gelmesi de geçtiğimiz yılın ekonomik olguları olarak değerlendirilmelidir.

Hükümet, verimli ve karlı kamu kuruluşlarının özelleştirmesini kamu finansmanı için temel bir kaynak olarak görmeye devam etti. Bu çerçevede Ereğli Demir Çelik, Seka, Tüpraş, Telekom gibi temel ulusal stratejik işletmeler özelleştirildi. Hükümet bunlarla da sınırlı kalmayarak 2006 yılında THY, Tekel gibi kuruluşları haraç mezat satmayı ve kamu hizmetlerini özelleştirmeyi de önüne görev olarak koydu.

Bu uygulamalara karşı ciddi bir tepki gelişse de, her tür eylem ve etkinlikle karşı konulmaya çalışılsa da, bu tavır Hükümetin neo-liberal politikalarını değiştirecek bir güce ulaşamadı.

Sonuç olarak, ekonomi yönetimi tamamen IMF anlaşmalarına programlandı ve benzer tüm programlarda olduğu gibi sosyal adalet kısa vadeli istikrar arayışına feda edildi. Bu programın devamı olarak özellikle kamuda personel rejiminin tamamen değiştirilmesi ve güvencesiz çalışmanın egemen kılınması amaçlanıyor. Sağlıkta ve sosyal güvenlik özelleştirilerek neo-liberal dönüşümün tamamlanması hedefleniyor.

Bu bakımdan uygulanan ekonomik politikaların sosyal sonuçlarının daha çok hissedilmesi, daha ciddi sosyal tepkilerin gelişmesi önümüzdeki yıl yaşanacak olaylardır. Unutulmamalıdır ki bu Hükümet dördüncü yılına girmiştir ve artık halk gündelik hayatına yansıyacak ekonomik iyileşme beklemektedir. Bu olmadıkça tepkilerin gelişmesi de kaçınılmaz olacaktır.

Biz DİSK olarak önümüzdeki yılda da ekonomideki neo-liberal anlayışı ve sosyal devletin tasfiyesini amaçlayan adımları reddederek, daha çok üretmeyi, adaletli paylaşmayı, istihdamı arttırmayı, eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı hedefleyen kalkınmacı ve sosyal adaletçi bir ekonomik model için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Değerli basın mensupları,

Demokratikleşme açısından geçtiğimiz yıl yaşanan gelişmeleri ikiye ayırmak gerekiyor. 3 Ekim e kadar olan dönemde Hükümet, AB ile başlaması öngörülen müzakerelerin zorunlu kıldığı yasal değişiklikler yaptı. Bu değişiklikleri biz de olumlu bulduk ve destekledik.

3 Ekim de müzakere tarihinin başlamasından sonra ise demokratikleşme süreci tıkandı; özellikle uygulamada ciddi sorunlar baş gösterdi. Bunun esas nedeni Hükümeti oluşturan AKP nin özünde muhafazakar bir siyasete sahip olması, demokratikleşmeyi özümseyen bir iradeye sahip olmamasıdır. AKP nin bütünsel bir demokrasi projesi olmadığı görüldü.


Türk Ceza Kanunu hazırlanırken belirli maddelere yönelik çeşitli kesimlerden gelen eleştiriler, yasa çıktıktan sonra haklılık kazandı. Bugün hala düşünce ve ifade özgürlüğü sorunuyla uğraşıyoruz; hala yazarlar, aydınlar düşünceleri nedeniyle yargılanıyor. Bunun çözümü için yasalardaki boşlukların giderilmesi gerekiyor.

Yargı bağımsızlığının ne denli önemli bir konu olduğu tartışmasız bir gerçektir. Yücel Aşkın davasında olduğu gibi, haklı gerekçeye dayanmayan uzun tutukluluk süreleri kamuoyu vicdanını yaralıyor. Bu bakımından hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını tam olarak gerçekleştirmeyi hedefleyen bir yargı reformu gecikmeksizin hayata geçirilmelidir.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın 76 gün süren adaletsiz bir yargılama sonucunda dün tahliye olarak özgürlüğüne kavuşmuştur. 76 günlük bu adaletsizliğin insanın en temel hakkı olan özgürlüğünün elinden alınmasının hesabını kimler verecektir. Ayrıca Yücel Aşkın ile birlikte hapse atılıp, intihar eden Enver Arpalı nın hesabını kim verecektir.

Bu bağlamda son günlerde yaşanan bir gelişmeye açıklamak getirmek istiyoruz. DİSK olarak demokrasiye olan inancımız tamdır. Biz demokrasiyi ve özgürlükleri temel değerler olarak kabul ediyoruz ve toplumun her bireyi için eksiksiz şekilde uygulanması gerektiğini savunuyoruz. Bizim savunduğumuz demokratik hukuk düzeninde Çankaya daki Cumhurbaşkanı da, Meclis teki milletvekili de, köydeki çiftçi de, fabrikadaki işçi de, fabrika sahibi işveren de, dağdaki çoban da yasalar önünde eşittir. Ancak bu yetmez, bizim savunduğumuz demokratik hukuk düzeninde bu eşitliğin ekonomik ve sosyal fırsat eşitliği ile de tamamlanması gerekir.

Bu bakımdan bizim yıllardır savunduğumuz laik eğitim, yargı bağımsızlığı ve seçim sisteminin demokratikleşmesi gibi demokratik ilkeler hakkında TÜSİAD yöneticileri tarafından dile getirilen görüşlerin Başbakan tarafından eleştirilerek savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını haksız bulduğumuzu, gazetelerin sorması üzerine kamuoyuna açıkladık.

Bu tavrımız demokratik bir tavırdır, TÜSİAD veya herhangi bir işveren kuruluşu ile her konuda anlaştığımız ve uzlaştığımız şeklinde yorumlanmamalıdır. Özellikle sosyal haklar konusunda, ekonomi konusunda, sendikal hakların geliştirilmesi konusunda işveren örgütleriyle farklı düşüncelerde olduğumuz biliniyor. Çünkü kurumsal varlık nedenimiz farklı çıkarlara sahip olmamızdır. Biz, insan hak ve özgürlüklerini her düzeyiyle bir bütün olarak görüyoruz. Bireysel insan haklarının ekonomik ve sosyal haklardan ayrılamayacağını düşünüyoruz.

DİSK kurulduğu günden bu yana gerek ilkeleri, gerekse eylem ve söylemiyle Türkiye nin demokratikleşme sürecinin lokomotifi olmuştur. DİSK, bugün AB süreci ile gündeme gelen demokratik anlamdaki bir çok düzenlemenin daha 1970 li yıllarda savunucusuydu. DGM lerin kaldırılması için yapılan direnişlerin de, 15-16 Haziran eylemlerinin de Konfederasyonumuz tarafından gerçekleştirildiğini kimse unutmamalıdır. Ayrıca bu konuda çok ciddi bedeller ödendiği de hatırlanmalıdır.

Bu nedenle bugünlerde çeşitli gazetelerde yayınlanan bazı haber ve yorumlardaki çarpıtmaların tersine, DİSK te bu anlamda bir değişim yoktur. Biz geçmişte olduğu gibi bugün de demokrasiyi ve özgürlükleri eksiksiz ve ayrımsız olarak savunuyoruz.

Bu genel yaklaşım içerisinde, temel demokratik değerlerin kim tarafından dile getirilirse getirilsin, doğru olduğunu ve buna karşı savcılığa başvurmanın ise antidemokratik olduğunu vurguladık. Bu tavrımız DİSK in demokrasi ve özgürlükler konusundaki açık ve çifte standartlı olmayan yaklaşımının ürünüdür ve öyle anlaşılmalıdır.

Değerli basın mensupları,

Demokratikleşme bağlamında Kürt sorununa da değinmek gerekiyor. Kürt sorunu bir demokrasi sorunudur. Kürt sorunun çözümü bugünkü koşullarda mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları arasında etnik kimlikler nedeniyle bir düşmanlık olmadığı gibi aksine kardeşlik, dostluk ve barış sürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti bu ülkede yaşayan herkesin ortak vatanıdır; ortak bir tarihe sahibiz ve ortak bir gelecek temel irademizdir.

Sorun devletin demokratikleşmesi sorunudur. Devlet içinde çıkarları gereği bu sorununun devam etmesini isteyen ve aslında ülkemizi demokrasiden uzaklaştırma gayreti içinde olan bazı güçlerin artık etkisiz kılınması gerekmektedir.

Kürt sorununun bir diğer boyutu da silah ve şiddetin sorunun demokrasi ve barış içinde çözülmesini olanaksızlaştırmasıdır. Silahın konuştuğu yerde düşünce susmakta, diyalog kesilmektedir. Atılan her bomba ve kurşun, yaşamını yitiren her askerimiz ya da Kürt genci halkımızı derinden yaralamakta ve sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır.

Kürt sorununun çözümü için demokratikleşme çabaları süreklilik kazanmalı, silahların asla konuşmaması, sorunun kültürel demokratik haklar daha da geliştirilerek demokratik yönden çözülmesi için çabalar arttırılmalıdır. Bunun yanı sıra ekonomik ve sosyal gelişim ve işsizlik sorununun çözümü için politikalar gündeme alınmalıdır. Bölgesel kalkınma için kamu yatırımları ve kamusal hizmetler zorunludur.

Kalkınmanın temel hedefi, Doğu ve Güney Doğu Bölgemizin geleneksel sosyo-ekonomik yapısının değiştirilmesi olarak belirlenmelidir.

Değerli basın mensupları,

Geçtiğimiz yıl AB ile ilişkilerde önemli bir dönemeç aşıldı; müzakere süreci başladı. Başlayan müzakere süreci Türkiye nin her bakımdan mercek altına alınması anlamına geliyor. Bu nedenle çeşitli AB çevrelerinden gelen haklı eleştirileri yadsımak, yok saymak doğru değildir. Türkiye deki demokrasi eksiklikleri, insan hakları alanındaki sorunlar eleştirilecektir ve Türkiye’nin yapması gereken bu eleştirilerden gocunmak değil eksiklikleri gidermek olmalıdır.

Bununla birlikte AB den gelen bazı seslerin rahatsız edici ve haksız olduğu da doğrudur. Türkiye&# yi sürekli azarlamak, Siz bu işi beceremezsiniz demek, Ermeni sorunu gibi spesifik konuları sürekli gündemde tutmak yararsızdır, demokratik ve toplumsal gelişmeye olumsuz katkı yapmaktadır . AB ile ilişkilere bu spesifik yaklaşımların ötesinde bakmak gerekmektedir. Bu konuda üç hususu yeniden hatırlatmak isteriz. Birincisi, Hükümet müzakereleri sadece kendi başına sürdüremez. Bu alanda örgütlü sivil toplumun mutlaka sürece katılımı zorunludur. Ne var ki yapılan somut önerilere rağmen Hükümetçe bu yönde somut bir adım atılmış değildir.

İkincisi, sosyal konuların müzakeresi çok önemlidir. Bu bakımdan sosyal politika ve istihdam faslı başta olmak üzere, açılacak her fasılda sosyal boyuta özel önem verilmesi gerekmektedir. Bu konuda özellikle işverenlerin, süreci geciktirici bir yaklaşım içinde olabileceklerini seziyoruz. Onlar AB ile ilişkilerin ekonomik boyutunu öne çıkarırken sosyal uyum konusunda, özellikle de artık temel siyasi kriterler arasında sayılan sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması konusunda olumlu bir yaklaşım sergilemeyebilirler. Buna rağmen bu konuda ısrarcı olacağız.

Sendikal hak ve özgürlükler başta olmak üzere sosyal konuların müzakere sürecinde öncelikle ele alınması için çabalarımızı sürdüreceğiz.

Üçüncüsü, sivil toplum diyalogudur. AB ile ilişkilerin olağan bir seyir izlemesi için karşılıklı ön yargıların kırılması, özellikle AB toplumlarında ülkemize karşı olumsuz yargıların değiştirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan sivil toplumlar arası diyalogun geliştirilmesi programı acilen başlatılmalıdır. Bu da 2006 da önemli bir faaliyet alanı olacaktır.

Bu noktada sendikal haklara ilişkin şu noktayı da belirtmek isteriz. Hükümet 12 Eylül den bu yana dokunulamayan bir alan olarak kalan çalışma hayatının ILO ve AB standartlarına uyumlu hale getirilmesi göreviyle karşı karşıyadır. 12 Eylül döneminde generallerce çıkarılan 2821 ve 2822 yasalar yürürlükten kaldırılarak, özgürlükçü ve demokratik yeni bir çalışma ilişkileri sisteminin yaratılması hedefiyle, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve grev haklarının yeniden düzenlenmesi, varolan engellerin kaldırılması, noter şartının, barajların, grev yasaklarının sona ermesi için acil adım atılmalıdır. 2821 ve 2822 sayılı yasalarla ilgili değişiklik sürecinde, uluslar arası sözleşmelerin bu konuda en alt sınırı oluşturduğu dikkate alınarak, demokratik bir yeni sistem oluşturulmalıdır.

Bu yöndeki çabalarımız ve mücadelemiz önümüzdeki yıl gündemin başında tutacağımız konular arasında yer alacaktır.

Değerli basın mensupları,

DİSK olarak siyasal ve toplumsal yaşamın her alanına karşı sorumluluk duyuyoruz. Elbette en başta görevimiz işçileri daha çok örgütlemek, onların ekonomik ve demokratik haklarını korumak ve geliştirmektir.

Bunun için bir sendikal örgüt olma bilinciyle her tür yol ve yöntemle mücadele ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. DİSK bu konuda çok büyük birikim ve deneyime sahiptir. Bu temelde kurulduğumuz günden bu yana bu alanda gerçekleştirdiğimiz tüm eylemlere, 15-16 Haziran’a, 1 Mayıslara, Demirdöküm direnişlerine sahip çıktığımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

2005 yılında sendikal alandaki mücadelemiz durmaksızın devam etti. Pek çok işkolunda yeni örgütlenmeler yarattık. Örgütlenme faaliyetimiz durmaksızın devam edecek. Bir yandan organize sanayi bölgelerinde ve özellikle çok uluslu şirketlerle bağlantılı işletmelerde, diğer yandan hizmet sektöründe, öte yandan kamuda ortaya çıkan yeni istihdam biçimlerine karşı tüm çalışanların daha çok sendikalaşması için gece gündüz demeden çalışmaya devam edeceğiz.

Toplu sözleşmelerde haklarımızı korumak ve geliştirmek için gayret göstereceğiz. Türkiye ekonomisi iki yıldır büyüyor. Bu açıdan ücret düzenlemelerinde sadece enflasyon artışı değil katma değer artışı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yaklaşımı toplu sözleşme masalarında göstereceğiz. Bu noktada, geçtiğimiz toplu sözleşme dönemlerinde grevleri ertelenen ve şu anda devam eden cam ve lastik işkolları sözleşmelerinde yeniden benzer bir sorun yaşanmamalıdır. Elbette amacımız toplu sözleşmelerin uzlaşmayla sonuçlanmasıdır. Bununla birlikte grev de temel bir haktır ve Hükümetçe engellenmesi ILO nun da belirttiği gibi ciddi bir hak ihlalidir.

Bu faaliyetlerimiz yanı sıra siyasal ve toplumsal sorumluluklarımız da vardır. Ülkemizde siyaset sağın alternatifinin sağ olma tehlikesi yaşamaktadır. Halkın yarısı sorunların hiçbir siyasal parti tarafından çözüleceğine inanmıyor.

Bu koşullarda solun güçlenmesi ve iktidar seçeneği haline gelmesi için bir sorumluluk üstlendik. Bunu yaparken DİSK in tarihsel geleneklerinden ve ilkelerinden güç aldık. DİSK bağımsız bir örgüttür ama her zaman da soldan yana taraf olmuş bir örgüttür. Bugün de solun ülkemizde güçlenmesi DİSK in de talebidir. Bu, politik ve demokratik dengeler açısından da ihtiyaçtır. Ancak daha önceki açıklamalarda da belirtildiği gibi DİSK in bir parti kurma görevi ve misyonu yoktur.

Bu çerçevede 14-15 Ekim de Bolu&# da, 10 Aralık ta İstanbul da DİSK in kolaylaştırıcı rol üstlendiği iki toplantı yapıldı. Bu toplantılarda solda yenilenme, bütünleşme ve kitleselleşme için neler yapılması gerektiği konuşuldu, tartışıldı. Görüldü ki bu ihtiyaç geniş bir toplum kesimi tarafından sahipleniliyor. Buradan soldaki bu yenilenme arayışının Türkiye sathına yayılması görüşü çıktı.

Bu noktada DİSK Genel Kurul kararı gereği üzerine düşen kolaylaştırıcı rolü yerine getirmiştir, üstlendiği görevi tamamlamıştır. 10 Aralık ta İstanbul toplantısında da belirttiğimiz gibi bu kolaylaştırıcı rol farklı kesimlerin katılımıyla oluşacak bir platforma devredilecektir.

Bundan sonraki süreç katılıma ve katkıya açık geniş bir platform tarafından sürdürülecektir. DİSK olarak üstlendiğimiz görevi devralacak platformda bireyler tercihlerine göre yer alabilecektir.

Şurası açıktır ki soldaki tartışma ve yenilenme süreci geniş bir toplum kesimi tarafından ilgi ile izlenmiştir. Şimdiden çok geniş bir toplum kesimi tarafından benimsenmiş ve sahiplenilmiştir. Doğru bir iş yaptığımıza, bu sürecin genişleyecek devam edeceğine ve mutlaka solu iktidar yapacak bir siyasal yetkinliğe ulaşacağına yürekten inanıyoruz.

Değerli basın mensupları,

Elbette her konuyu ele alamadık, önemli konularla sınırlı bir değerlendirme yaptık. 2006 yılının çok özel ve güç bir yıl olacağı görülmektedir. Ekonomide yüklü bir borç geri ödemesi yapılmak zorundadır. Sosyal güvenlik gibi yaşamsal konulardaki tartışmalar devam edecektir. Demokratikleşme sancıları artarak sürecektir. Kıbrıs konusu özel bir konu olarak gündemdeki ağırlığını arttıracaktır. İşsizlik ve yoksulluktan bunalan kitleler tepkilerini arttıracaktır. Kürt sorununda çözüm arayışları büyüyecektir.

Hükümet bu ağır sorunlar karşısında ya demokratik yol ve yöntemlere bağlı kalacaktır ya da şimdiden belirtileri görüldüğü üzere otoriter bir eğilim içine girecektir. Her durumda halkın gerçek özlemi daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha fazla sosyal adalet olacaktır. Bu talep sendikal ve siyasal eylemi buluşturan ortak maddi zemindir.

Bir yandan sendikal alanda mücadelemizi arttırarak sürdüreceğiz diğer yandan toplumsal muhalefetin siyasal ifadesinin yaratılması sürecine katkı vermeye devam edeceğiz. Ve elbette DİSK olarak geleneklerimiz ve ilkelerimize bağlı kalarak önümüze çıkan her konu ile ilgilenmeye devam edeceğiz. Başta 12 Eylül Anayasası yerine demokratik bir Anayasa olmak üzere her alanda tam demokratikleşme; asgari ücretin insanca yaşam düzeyine çıkarılması; ev kadınlarının, emeklilerin ve tüm dışlananların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için, kısacası demokratikleşme ve sosyal adalet için mücadeleyi yükselteceğiz.

Son olarak şunu belirtmek isteriz: 2006 yılı DİSK açısından mücadele ve örgütlenme yılı olacaktır. Bütün bölgelerde ve işkollarında örgütlenme faaliyetleri hızlandırılacaktır, ayrıca Ege bölgesi pilot örgütlenme bölgesi olarak ele alınacak ve çalışmalar yoğunlaştırılacaktır. Emeklilerin daha çok örgütlenmesi ve sendikal haklarının yasal statüye kavuşması için Emekli-Sen in verdiği mücadele yükseltilecektir. Kadın ve genç işçilerin örgütlülüğünün ve sendikalardaki temsilinin arttırılması için özel bir eğitim-örgütlenme programı hazırlanacak ve hayata geçirilecektir.

Sosyal güvenlik, asgari ücret, çalışma yasaları gibi güncel gelişmeler karşısında ülke çapında genel bir kampanya örgütlenecektir. Bu kampanya çerçevesinde 11 Şubat 2006 tarihinde Kocaeli nde SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER-SOSYAL ADALET-DEMOKRATİK TÜRKİYE mitingi en yığınsal katılımla gerçekleştirilecektir.

Özgürlük, demokrasi, sosyal adalet ve barış dileğiyle yeni yılınızı kutlar, saygılarımızı sunarız.

ANA SAYFA